Gaz sancısı nedir? Gaz sancısı neden olur? Gaz sancısı nasıl geçer?

Gaz geçişi, karın şişkinliği, ağrı ve geğirme gibi belirtilerle kendini gösteren Gaz sancısı nedir? Gaz sancısı neden olur? Gaz sancısı nasıl geçer? İşte, bilinmesi gerekenler ile ilgili haberimiz…

GAZ SANCISI NEDİR?

Yuttuğumuz hava ile ve besinlerin sindirimi ve parçalanması esnasında bağırsaklara hava kaçması sonucunda mide ve bağırsaklarda gaz oluşur. Oluşan gaz miktarı çok olursa ve vücut bu gazı dışarı atmakta zorlanırsa gaz sıkışması görülür. Bu sıkışma da şiddetli gaz sancısına ve şişkinliğe yol açabilir.

GAZ SANCISI NEDEN OLUR?

Karın ağrısı ve gaz sancısı problemi yaşayan kişinin öncelikli olarak beslenmesine dikkat etmesi gerekir. Probleme neden olan besinin ne olduğunu belirlemeli ve o besini olabildiğince az tüketmelidir. Kişi alerjisi olan bir gıdayı tükettiğinde de gaz problemiyle karşılaşabilir. Hava yutma, fazlaca hareketsiz kalmak, yüksek lifli gıdalar tüketmek, zamanı geçmiş gıdalar tüketmek, bağırsaklardaki problemler, ayak ve karın bölgesinin soğuk alması, sigara ve alkol tüketimi, mideyi rahatlatıcı hafif yiyecekler yerine ağır bol yağlı kızartma türü yiyecekleri tercih etmek, gazlı ve şekerli glikoz oranı yüksek içecekler tüketmek, süt tüketiminin gerekenden fazla olması, baharat oranı yüksek yiyecekler tercih etmek ve yemek yerken lokmaları çiğnemeden yutmak gibi durumlar gaz sancısı yaşamamıza neden olabilir.

GAZ SANCISI BELİRTİLERİ

– Karında şişlik
– Geğirme
– Karın ağrısı
– Midede doluluk hissi
– Karında gerginlik
– Karında ağrıya dönüşen keskin kramplar

GAZ SANCISI TEDAVİSİ

Gaz sancısından kurtulmak için ilaç tedavisi başta olmak üzere çeşitli yöntemler uygulanabilir. Yetişkinlerde gaz sancısı nasıl geçer diye düşünenler ilaç tedavisinin yanı sıra diyet programları ve bitkisel yöntemler de uygulayabilirler.

İlaç tedavisi

Doktor genelde durumu inceledikten sonra gaz çıkarmayı destekleyecek hafif ilaçlar reçete edecektir. İnatçı gaz sancılarını ortadan kaldırmak için antiasit ve antibiyotik türünde ilaçlar verilebilir. Bu ilaçları reçetesiz kullanmak, doktor onayı olmadan ilaç tedavisine başlamak bazı sıkıntılı durumların doğmasına neden olabilir.

Diyet programı

Sık sık gaz sancılarıyla karşı karşıya kalanlar uzman eşliğinde uygulayacakları bir diyet programı sayesinde problemi ortadan kaldırabilirler. Çok fazla yağ içeren, kızartılmış yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Geçici bir süre için yüksek lif içeren besinlerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Laktoz intoleransı olan kişiler süt ve süt ürünlerinin tüketiminden kaçınmalıdırlar.

GAZ SANCISI NASIL GEÇER?

Gaz sancılardan kurtulmak için uygulanabilecek bazı bitkisel yöntemler şunlardır:

Zencefil

Bünyesindeki shagol ve gingerol etken maddeleriyle mide bulantısı, hazımsızlık, gaz sıkışması ve mide nezlesine iyi gelir.

Papatya çayı

Gaz sıkışmasına iyi gelen içeceklerden birisidir. Rahatlatıcı etkisinin yanı sıra yatıştırıcı özelliğiyle krampları engeller, iltihap giderici bir katkı sağlar.

Nane çayı

Midedeki gurultuyu ortadan kaldırır, sancıdan kurtulmaya yardımcı olur. İçeriğindeki mentol sayesinde sindirim sistemini rahatlatır.

Kimyon

Kimyonun tohumunu çiğnendiğinde vücutta biriken gaz daha kolay atılabilir.

Bal kabağı

Sindirimi kolay yiyeceklerden biri olan bal kabağını tüketmek, gaz birikmesine engel olabilir ve sindirimi rahatlatabilir.

Mandalina kabuğu

Mandalina kabuklarını ve defne yaprağını kaynatarak suyunu çay olarak tüketebilirsiniz. Mandalina kabuğunu çiğ olarak tüketmeniz de gaz sıkışması ağrısını ortadan kaldıracaktır.

Kabartma tozu

1-2 çay kaşığı kabartma tozu ile karıştırılan su, sancıya sebep olan midedeki fazla asitle daha etkin bir mücadele verilmesine katkı sağlar.

Elma sirkesi

İki yemek kaşığı kadar içilen elma sirkesi ağrınızı azaltacaktır.

Egzersiz

Gaz sıkışması belirtileri ile karşılaştığınız an bacak-göğüs egzersizi yapmayı deneyebilirsiniz. Yere sırt üstü uzanın ve bacaklarınızı karnınıza doğru çekerek bu hareketi 10 kez tekrarlayın.

Sıcak su torbası

Sıcak su torbası özellikle gaz sancısı rahatsızlıklarını ortadan kaldırmak için en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Sıcak su torbasını karnınıza koyarsanız gaz sıkışmasına bağlı ağrıyı ortadan kaldırabilirsiniz.

İLGİLİ HABERKarın ağrısı deyip geçmeyin!Karın ağrısı deyip geçmeyin! ._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Hipertansiyon nedir? Hipertansiyon nedenleri, belirtileri ve tedavisi…

Stres, genetik yatkınlık ve aşırı tuz tüketimi nedenlerle ortaya çıkan hipertansiyon nedir? Hipertansiyon nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenleri haberimizde bulabilirsiniz…

HİPERTANSİYON NEDİR?

Yüksek tansiyon (HBP) olarak da bilinen Hipertansiyon (HTN veya HT), arterlerdeki kan basıncının sürekli olarak yükseldiği uzun süreli bir tıbbi durumdur. Yüksek tansiyon tipik olarak semptomlara neden olmaz.

Kan basıncı, kanın kan damarlarının duvarlarına karşı uyguladığı kuvvettir. Basınç kalp tarafından yapılan işe ve kan damarlarının direncine bağlıdır.

Kan basıncının normal değerlerini büyük tansiyonda 120, küçük tansiyonda 80 olarak alabiliriz. Büyük tansiyonunuzun 140’ın veya küçük tansiyonunuzun 90’ın üstünde olması ya da bu iki değerin birden yüksek olması yüksek tansiyonun varlığına işarettir.

HİPERTANSİYON BELİRTİLERİ

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon “sessiz katil” olarak adlandırılır, çünkü genellikle hiçbir uyarı belirtisi veya semptomu yoktur ve birçok kişi buna sahip olduğunu bile bilmez. En belirgin hipertansiyon belirtileri arasında aşırı yüksek kan basıncına bağlı olarak baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, görmede bozukluk oluşabilir. Ayrıca hipertansiyon belirtileri arasında;

– Halsizlik,
– Yorgunluk,
– Burun kanaması,
– Kulaklarda çınlama,
– Yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma,
– Bazen çok sık idrara çıkma,
– Gece uykudan uyanıp idrar yapma
– Bacaklarda şişlik olabilir.

HİPERTANSİYON NEDENLERİ

Günlük yüksek tuz alımı, stres, obezite, ailede hipertansiyon öyküsünün bulunması gibi genetik faktörler, şeker hastalığı, hareketsiz yaşam tarzı, kalsiyum, potasyum, magnezyum gibi elementler içeren besinlerin günlük olarak yetersiz tüketilmesi hipertansiyon nedenleri arasında sıralanabilir. Ayrıca tiroit hastalıkları, böbrek üstü bezi tümörleri, böbreğe giden damarlarda daralma, aort darlıkları, genetik bozukluklar da hipertansiyonu tetikleyici faktörlerle ortaya çıkabilmektedir. Doğum kontrol hapları, bazı ağrı kesici türleri de kan basıncını yükseltip, hipertansiyona neden olmaktadır. Hastaların büyük bir kısmında nedeni belirlenemese de yüksek kan basıncı mutlaka kontrol altına alınmalı ve hipertansiyon nedenleri iyi araştırılmalı ve kan basıncı ideal düzeye düşürülmelidir.

HİPERTANSİYON İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ

Bir dizi risk faktörü, hipertansiyon olasılığını artırır.

Yaş: Hipertansiyon, 60 yaşın üzerindeki kişilerde daha yaygındır. Yaşla birlikte, arterler sertleştikçe ve plak birikmesi nedeniyle daralaştıkça tansiyon artabilir.

Etnisite: Bazı etnik gruplar hipertansiyona daha yatkındır.

Obezite: Aşırı kilolu veya obez olmak önemli bir risk faktörüdür.

Alkol ve tütün kullanımı: Düzenli olarak aşırı alkol tüketmek ve tütün ürünleri kullanmak kişinin kan basıncını artırabilir.

Cinsiyet: Yaşam boyu risk erkekler ve kadınlar için aynıdır, ancak erkekler genç yaşta hipertansiyona daha yatkındır. Prevalans yaşlı kadınlarda daha yüksek olma eğilimindedir.

Mevcut sağlık koşulları: Kardiyovasküler hastalık, diyabet, kronik böbrek hastalığı ve yüksek kolesterol düzeyleri, özellikle insanlar yaşlandıkça hipertansiyona neden olabilir.

Diğer katkıda bulunan faktörler şunlardır:

– Fiziksel hareketsizlik
– İşlenmiş ve yağlı gıdalarla ilişkili tuz oranı yüksek yiyecekler
– Düşük potasyumlu diyetler
– Alkol ve tütün kullanımı
– Bazı hastalıklar ve ilaçlar

HİPERTANSİYON TEDAVİSİ

Kan basıncı, hipertansiyon aşamasına gelmeden önce diyet yoluyla en iyi şekilde düzenlenirken, çeşitli tedavi seçenekleri de mevcuttur.

Yaşam tarzı düzenlemeleri, hipertansiyon için standart birinci basamak tedavidir.

Düzenli fiziksel egzersiz

Doktorlar, hipertansiyonu olan hastaların 30 dakika orta şiddette egzersiz yapmasını önermektedir. Bu, haftanın 5-7 günü yürüyüş, koşu, bisiklete binmeyi veya yüzmeyi içerebilir.

Stres azaltma

Stresi önlemek veya kaçınılmaz stresi yönetmek için stratejiler geliştirmek, kan basıncı kontrolüne yardımcı olabilir.

Stresle başa çıkmak için alkol, uyuşturucu, sigara ve sağlıksız yemek kullanımı hipertansif sorunlara neden olacaktır. Bunlardan kaçınılmalıdır.

Sigara içmek tansiyonu yükseltebilir. Sigarayı bırakmak, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve diğer sağlık sorunları riskini azaltır.

İlaçlar

Kan basıncı 80’den 130’un üzerinde olan kişiler, hipertansiyon tedavisinde ilaç kullanabilirler.

İlaçlar genellikle düşük dozda başlatılır. Antihipertansif ilaçlarla ilişkili yan etkiler çoğunlukla azdır.

Sonunda, genellikle en az iki antihipertansif ilaç kombinasyonu gerekir.

Aşağıdakiler dahil, kan basıncının düşmesine yardımcı olacak çeşitli ilaçlar mevcuttur:

– Tiazidler, chlorthalidone ve indapamid dahil diüretikler
– Beta blokerler ve alfa blokerler
– Kalsiyum kanal blokerleri
– Merkez agonistler
– Periferik adrenerjik inhibitör
– Vazodilatörler
– Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri
– Anjiyotensin reseptörü blokerleri

._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca: Bu hafta 41 ilacın piyasadaki arz sıkıntısı son bulacak

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bu hafta itibarıyla 41 ilacın piyasadaki arz sıkıntısının son bulacağını açıkladı.

Koca, “İlaç sayılarıyla ilgili abartılı rakamlar dillendirilerek spekülasyon yaratma çabalarının, kur güncellemesi öncesinde baskı oluşturmaya yönelik olduğu açıktır.” diyen Bakan Koca, “Vatandaşlarımızın bu tip spekülatif bilgilere itibar etmemesini rica ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

AA

._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Son dakika… ALS, SMA, MS ve DMD hastaları için komisyon kurulacak

AYRINTILAR GELİYOR…

._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Göz tembelliği (Ambliyopi) nedir? Göz tembelliği nedenleri, belirtileri ve tedavisi…

Kas dengesizliği veya göz hastalığı da dahil olmak üzere birçok faktörün neden olduğu erken bir çocukluk hastalığı olan göz tembelliği (Ambliyopi) nedir? Göz tembelliği nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenler haberimizde…

GÖZ TEMBELLİĞİ (AMBLİYOPİ) NEDİR?

Tembel göz olarak da bilinen ambliyopi, reçeteli gözlüklerde veya kontakt lenslerde bile gözün normal görme keskinliğine ulaşamadığı görme gelişimi bozukluğudur .

Göz tembelliği bebeklik döneminde ve erken çocukluk döneminde başlar. Çoğu durumda, yalnızca bir göz etkilenir. Ancak bazı durumlarda, her iki gözde de azalmış görme keskinliği görülebilir.

Özellikle, göz tembelliği yaşamın erken döneminde tespit edilir ve derhal tedavi edilirse, azalmış görme önlenebilir. Ancak, tedavi edilmezse, göz tembelliği, körlük dahil, etkilenen gözde ciddi görme sorunlarına neden olabilir .

GÖZ TEMBELLİĞİ BELİRTİLERİ

Göz tembelliği tipik olarak bebeklerde görme gelişimi problemi olduğundan, durumun semptomlarını ayırt etmek zor olabilir.

Bununla birlikte, ambliyopinin yaygın bir nedeni şaşılıktır. Bununla birlikte göz tembelliğininde bazı belirtiler şunlardır:

– Bir gözünü kapalı tutma
– Sık sık göz kırpma
– Gözlerini kısma ya da ovalama
– Oyun oynarken topu tutma, ayakkabı bağlama veya düğme ilikleme gibi el-göz koordinasyonu gerektiren işlerde zorlanma
– Okurken veya televizyon seyrederken başını sürekli bir yöne çevirme
– Okurken veya yazarken çok yakından bakma, satır kaydırma veya sürekli parmakla takip etme
– Yakın işleri sevmeme
– Kısa sürede dikkat dağılması veya dalgınlaşma
– Okulda tahtayı netleştirebilmek ve yazılara odaklanabilmek için sürekli kendini zorlama sonucu oluşabilecek sık baş ağrısı şikayeti.

Göz tembelliğinin anlaşılması için test yapılması gerekir. Bu nedenle en az 4 yaşına kadar göz muayenesi yapılması gerekmektedir. İleriki yaşlarda göz tembelliğinin tespiti daha zorlaşmaktadır. Göz tembelliği olan kişiler genellikle bu durum tesadüf eseri fark ederler. Kişilerin gözünde kayma varsa göz tembelliğine işarettir. Bu nedenle gözünde kayma olan kişiler dikkate alınmalıdır. Genellikle çocuklarda bir gözünü kapatıp diğer gözü ile bakması durumunda çocuğun göz tembelliğini yaşadığını anlatır. Yetişkin kişilerin gözlerinde yaşadığı sorunlardan dolayı doktora gitme durumunda göz tembelliği doktor tarafından anlaşılmaktadır.

shutterstock_94816081

GÖZ TEMBELLİĞİ NEDENLERİ

Ambliyopi, göz-beyin bağlantısının zayıf veya az gelişmiş olmasından dolayı ortaya çıkar.

En yaygın nedeni strabismusdur. Göz kasları gözleri düzgün hizalayamazsa, özellikle büyüme sırasında, beyin her gözden ayrı görüntü alır. Bu karışıklık beynin gözlerin birinden gelen bilgiyi sürekli yok saymasıyla çözülür. Bu da kullanılmayan gözü ve ona karşılık gelen beyin bölgesini az gelişmiş olarak bırakır.

Başka bir yaygın nedeni de kırılma hatasının (miyopluk, hipermetropluk veya astigmat) bir gözde daha fazla olmasıdır. Bu da birbirine uymayan girdilere ve sonuç olarak beynin bir gözden gelen veriyi yok sayarak diğer göze öncelik vermesine neden olur.

Bu şekilde bir görsel dengesizlik yaratan herhangi bir şey ambliyopiye neden olabilir. Buna çocukluk kataraktı, bulanıklaşan/matlaşan mercekler, şekil ve boy farklılıkları ve diğer anatomik veya yapısal anomaliler dahildir.

GÖZ TEMBELLİĞİ TEDAVİSİ

Göz ve beyin arasındaki karmaşık bağlantılar oluştuğunda, çocuklukta en kısa sürede göz tembelliği tedavisine başlamak önemlidir. En iyi sonuçlar, 7 ila 17 yaş arasındaki çocukların yarısının tedaviye yanıt vermesine rağmen, tedavi 7 yaşından önce başladığında ortaya çıkar.

Çoğu durumda, genellikle iki aşamada tembel bir gözü tedavi etmek mümkündür.

Göze giren ışığın, ışık yolunu tıkayan katarakt gibi bir sorunu varsa, tıkanıklığı gidermek için tedaviye ihtiyaç olacaktır.

Bir kırılma hatası varsa, önce gözün odağını düzeltmek için gözlük kullanarak düzeltilir, bu da genellikle bir şaşığın düzeltilmesine yardımcı olur.

Çocuk daha sonra etkilenen gözü tekrar kullanması için teşvik edilir. Bu, güçlü gözü kapatmak için bir göz bandı veya güçlü gözdeki görüşü geçici olarak bulanıklaştırmak için göz damlaları kullanılarak yapılabilir.

Tedavi genellikle etkilidir, ancak tembel gözün çalışması aylarca süren aşamalı bir süreçtir. Eğer tedavi çok erken durdurulursa, gözdeki herhangi bir iyileşme kaybedilebilir.

Göz tembelliği tedavisi daha küçük çocuklar için çok etkilidir. Sekiz yaşından büyük çocuklar için ne kadar yararlı olduğu kesin değildir.

İLGİLİ HABERGöz kaşıntısı neden olur? Göz kaşıntısı nedenleri ve tedavisi...Göz kaşıntısı neden olur? Göz kaşıntısı nedenleri ve tedavisi… ._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Çocuklarda sık görülen 7 tehlikeli hastalık

Havaların soğumasıyla birlikte çocukların sık hastalandığı bir döneme girdik. En gelişmiş ülkelerde bile 5 yaşın altındaki çocuklar 1 yılda ortalama 6-8 kez hastalanmaktadırlar. Özellikle kreşe ve okula başlayan çocukların ilk senelerde daha sık hastalanması doğal bir durumdur. Ancak bunların haricinde çok daha ciddi hastalıklar vardır.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, bu hastalıkları açıkladı.

Zatürre
Hastalanan çocukta; ateş, titreme, üşüme, terleme, öksürük, balgam, göğüs/sırt ağrısı, hızlı nefes alıp verme, göğüs duvarında içe çekilmeler, kusma, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, bebekte emmeyi reddetme gibi belirtiler görülür. Akciğerde bulunan hava kesecikleri iltihaplı olduğundan, oksijen alışverişi düşer, bu yüzden hastanın genel durumu daha kolay bozulur. Zatürre, kronik hastalığı olanlarda, küçük çocuklarda ve yaşlılarda daha ağır bir şekilde geçirilir. Virüsler ve bakteriler, hastalığa sebep olabilir. Ateş 39’un üzerinde seyreder. Öksürük ve balgam en önemli bulgularıdır. Bakterilerin yol açtığı zatürre tiplerinde tedavi antibiyotikle yapılır. Ayrıca bol sıvı alımını sağlamak iyileşmeye, balgamın atılmasına yardımcı olur. Önlemek için; bebekleri ilk altı ay anne sütü ile beslemek, çocukların el ve yüzlerini sabunla yıkamak, evleri düzenli olarak havalandırarak tozdan arındırılmasını sağlamak ve çocukları dengeli besleyerek vücut direncini sağlam tutmak gerekir. Ayrıca bu hastalığı engellemek için ‘Konjuge Pnömokok’ aşısı rutin aşılama takvimi içinde uygulanmaktadır.

yuksek-ates-shutter

Bronşit
Büyük havayollarının iltihabıdır. Akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Akut bronşit özellikle; soğuk algınlığı sonrasında başlar, hastalananlar genellikle 2 yaşından büyük çocuklardır. Yoğun balgam, hırıltılı solunum, öksürük nöbetleri, balgamlı kusma belirtiler arasında yer alır, etken sıklıkla virüslerdir. Ayrıca bakteriyel enfeksiyonlar, pasif sigara içiciliği ve mide içeriğinin akciğerlere kaçması denilen reflü de akut bronşite neden olabilir. Tedavide bol sıvı alınması, istirahat edilmesi ve sigara dumanından uzak durulması gerekir. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise antibiyotik başlanabilir. Yakınmaların 4 haftadan uzun sürmesi halinde kronik bronşit düşünülür. Ancak bu durumda mutlaka altta yatan bir hastalık vardır. Bu genellikle, astımdır.

Bronşiyolit
Solunum yollarının en küçük dalları olan bronşçukların enfeksiyon nedeni ile daralması sonucu oluşur. Akut bronşiyolit; 2 yaşın altındaki çocukta, basit üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası gelişen hışıltı ve öksürük ile giden hastalık olarak tanımlanabilir. Bronşiyolit, ülkemizde kış aylarında çok yaygındır ve alerjik bebeklerde daha sık görülür. Sıklıkla viral etkenler bazen de bakteriyel enfeksiyonlar bronşiyolite yol açar. İlk bulgular burun akıntısı, öksürük ve hafif ateş gibi üst solunum yolu enfeksiyonu şeklindedir. Bir-iki gün içerisinde bunu solunum sayısında artış ve hışıltılı solunum izler. Huzursuzluk, beslenme güçlüğü ve kusma gözlenebilir. Farenjit gibi bazı hastalarda eşlik edebilir. Morarma ve nefes durmasına kadar ilerleyebilir. Tedavide bol sıvı alımı, buruna serum fizyolojik damlatılması, ortamın nemlendirilmesi önemli rol oynar, ilaçlı buharlar verilir.

Kulak İltihabı
Akut orta kulak iltihabı tekrarlayan bir hastalıktır ve 7 yaşına kadar tüm çocukların 3’te birinden fazlası en az 5 akut orta kulak iltihabı atağı geçirmektedir. Boğazla kulak arasında uzanan östaki tüpünün geniz bölgesine açılan ucunun boğazdaki iltihabi olaylarla tıkanması neticesinde, oluşumu kolaylaşır. Geçirilmekte olan veya yakında geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonu hikayesi ile birlikte; kulak ağrısı, kulak akıntısı, baş ağrısı, ateş, huzursuzluk (yenidoğanlarda) ve iştahsızlık orta kulak iltihabının belirtilerindendir. Bebeklerin düz yatırılarak beslenmesi de, östaki tüpünün boğazdaki ucunun tıkanmasıyla kulak iltihabına neden olabilir.

Krup
Hastalanan çocuklarda önce, üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri görülür. Giderek hastalığın gırtlağa inmesiyle ses kısıklığı, kaba sesle öksürük, solunum sıkıntısı ve ateş gibi belirtiler eklenir. Bu belirtiler geceleri ağlamakla, ortamın fazla sıcak olmasıyla artar. 3-5 yaş arası çocuklarda daha sık görülür. Öksürük nöbeti sırasında şunların yapılması önerilir. Ağlayıp heyecanlanınca solunum sıkıntısı artacağı için çocuk ağlatılmamalı, bol sıvı alımı sağlanmalı, dik pozisyonda oturtulmalı, nemli hava ve ilaçlı buhar verilmelidir. Eğer evde buhar makinası yok ise buzdolabının dondurucu kısmının kapağı açılarak soğuk buhar günde 3-4 defa 1-2 dakika süreyle çocuğa solutturulmalıdır.

Akut Farenjit
Farenjit geçiren çocukta boğaz ağrısı, öksürük, ateş, iştahsızlık ve halsizlik görülür. Boyundaki lenf bezleri şişer, bademcikler irileşir ve üzerinde beyaz-sarı iltihap odakları belirir. Zamanında ve doğru tedavi edilmezse bademciğe bağlı orta kulak iltihabına yol açabilir. Beta mikrobuna bağlı bir enfeksiyon ise kalp ve eklem romatizmasına, böbrek iltihabına yol açabilir, tedavide antibiyotik kullanılması gerekir.

Gastrointestinal Sistem Enfeksiyonları

Gastroenterit: Bulantı, kusma, ishal ve karında rahatsızlık oluşur. İshal veya dizanteri (karın ağrısı, kramp, kanlı mukuslu ishal) şeklinde olabilir

Rotavirus: Eylül-Nisan ayları arasında çocuk ve yaşlılarda görülür. Ülkemizde kış aylarında sıklaşır. Ateş, kusma, bulantı ve sıvı kaybı ile hastaneye yatış olabilir. Rota virüs çok bulaşıcıdır, suyun klorlanmasıyla da ölmez. Mikrop bulaşmış su veya gıdayla, mikrobu taşıyan eller yoluyla vücuda alınır. Yuva gibi kalabalık ortamlarda, özellikle çocuklar tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini yıkamayı unuttuklarında kolayca yayılır. O kadar bulaşıcıdır ki, genel hijyen koşulları ne kadar iyi de olsa, hemen her çocuk 5 yaşını doldurmadan rota virüs ishali geçirmiş olmaktadır. Özellikle 2 yaş altı küçük çocuklar etkilenir. Erişkinde ise, daha hafif seyreder. Bebeklere 3. ve 5. aylarında ağızdan damlatılarak kolayca uygulanan aşının yapılması, büyük oranda koruyucudur.

İLGİLİ HABER'Türkiye'de her 4 çocuktan 1'i obez!''Türkiye'de her 4 çocuktan 1'i obez!' ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Kalıcı dövme yaptıranlara MR uyarısı

Demir oksit ile yapılmış kalıcı dövmenin radyolojik inceleme yöntemi olan Manyetik Rezonans (MR) esnasında sağlıklı sonuç almayı zorlaştırdığı bildirildi.

Cilt altına uygulanan dövme steril ortamda yapılmadığında vücutta enfeksiyonlara neden olurken, içeriğinde yer alabilecek metal tuzları, demir oksit gibi maddeler nedeniyle MR gibi radyolojik görüntüleme alınmasını da zorlaştırıyor.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Tıp Fakültesi Ankara Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülker Gül, yaptığı açıklamada, dövme yaptırırken özellikle içeriğinde yer alacak maddelerin ne olduğunun sorgulanması gerektiği uyarısında bulundu.

Dövmelerin içeriğinde bazı metal tuzları, boyalar gibi çok sayıda madde kullanıldığını ve bu maddelerin deri altına uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Gül, organizmanın bunları “yabancı madde” olarak gördüğünü, bu nedenle uzun vadede yan etkilerin gözlemlendiğini söyledi.

KULLANILAN MADDENİN İÇERİĞİNİ ÖĞRENİN

Prof. Dr. Gül, dövme yapılan alanda en sık görülen yan etkinin enfeksiyon olduğunu vurgulayarak, “Bazı maddeler alerjiye neden olabilir. Sedef hastaları dövme yaptırdıklarında dövme yapılan alanda sedefe ait bulgular ortaya çıkabilir.” dedi.

Dövmenin içinde yer alan kadminyum, civa, kobalt gibi maddelerin ise uzun zamanda kanserin gelişimine yol açabileceğini vurgulayan Gül, “En çok dikkat edilecek konulardan birisi ‘demir oksitle’ yapılan dövmelerdir. Demir oksit ile dövme yaptıran kişiler, MR incelemeye girerlerse, bu bir metal olduğu için bir etkileşim ortaya çıkar ve dövme yapılan alanda kızarıklık ve ağrı oluşabilir. En önemlisi manyetik rezonans görüntülemede ‘artefakt’ adını verdiğimiz lekelenmeler olur. Eğer demir oksit ile geniş bir alana dövme yapıldıysa MR incelemede o alana yapılıyorsa bu lekelenme gerçek görüntüyü bozabilir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Gül dövmenin vücutta özellikle geniş bir alana yaptırılmaması gerektiği uyarısında da bulunarak, şunları kaydetti:

“Dövme yaptıracaklar kullanılan maddenin ne olduğunu mutlaka öğrenmeli ve bunu ömür boyu yanlarında taşıyıp hekimlerine bilgi vermeliler. Avrupa’da dövme için kullanılmaması gereken maddeler listelenmiştir. Buna rağmen Avrupa’da yapılan bir ankette, kullanılmaması gereken maddelerin de dövmede kullanıldığı gözlenmiştir. Vücudumuz için yabancı olan maddelerin deri altına uygulanması tıbben çok uygun değildir.”

AA

İLGİLİ HABERProf.Dr. Ahmet Akgül: Dövme ve piercing yaptırmayın!Prof.Dr. Ahmet Akgül: Dövme ve piercing yaptırmayın! ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

3 doktora ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan dava

Ünye ilçesinde geçen yıl Eylül ayında anjioödem hastalığı nedeniyle fenalaşan yerel bir gazetenin sahibi Doğan Gündoğdu, ailesi tarafından Ünye Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne getirildi. Acil serviste yanlış tedavi uygulandığı öne sürülen Doğan Gündoğdu, hayatını kaybetti. Doğan Gündoğdu’nun oğlu Ulvi Gündoğdu da aynı yıl, babasının ölümünde ihmal olduğunu öne sürerek acil serviste görevli 3 doktor hakkında suç duyurusunda bulundu. Soruşturma başlatan savcılık, acil serviste görevli Uzman Dr. M.M.Y., pratisyen hekimler K.T. ve S.Ö. hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla iddianame hazırladı. Ünye 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul ederken, ilk duruşma tarihi de 12 Şubat olarak belirlendi.

“İNŞALLAH ADALET YERİNİ BULACAK”

Babasının ölümünün ardından hukuk mücadelesi başlatan Ulvi Gündoğdu, sürecin yakın takipçisi olacaklarını ifade ederek, “Yaşananların bizzat tanığıyım. Babama nelerin yapılıp nelerin yapılmadığını gördüm. Bana göre, zamanında ve doğru müdahaleler yapılmış olsaydı, babam bugün yaşıyor olacaktı. Sürecin ilk başından beri hep savunduğum şey, ‘Taksirle ölüme sebebiyet verme’ kavramıydı. Bugün gelinen noktada ise ilgililer, taksirle ölüme sebebiyetten yargılanacak. Ben ve ailem, sürecin takipçisi olacağız. İnşallah adalet yerini bulacak” dedi.

DHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Kansere yol açabilen enfeksiyona nefesli teşhis

Mide ile oniki parmak bağırsakta birikerek iltihaba, ülsere ve bazı hastalarda tedavi edilmediğinde kansere kadar yol açan dünyanın en yaygın enfeksiyonu helicobacter pylori, bu testin uygulandığı nadir merkezlerden Erzurum’da üre üfleme nefes testi ile tespit edilerek tedavi gerçekleştiriliyor.

Genellikle çocukluk çağında ağızdan tükürük yoluyla veya ortak alanlarda kullanılan malzemelerden bulaştığı kişilerde mide ile oniki parmak bağırsakta birikerek şişkinlik, bulantı, kusma, iltihap, gastrit, mide ülseri ve uzun yıllar tedavi edilmediği takdirde kansere kadar yol açan helicobacter pylori enfeksiyonu, Türkiye’deki çeşitli merkezlerin yanı sıra Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp biriminde iki aşamalı üre nefes testiyle belirleniyor.

30 DAKİKADA TESPİT

Bu birimde üfleyerek test yaptıran hastalar, yaklaşık 30 dakikada tespit edilen bakteriden antibiyotik tedavisiyle kurtulup şifa buluyor.

Hastanenin Başhekimi ve Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, helicobacter pylorinin mide asidine dayanıklı bakteri türü olduğunu belirterek, bu bakterinin dünyanın en yaygın enfeksiyonu olduğunu söyledi.

Bakterinin genellikle midede ve oniki parmak bağırsakta birikerek midede iltihaba yol açtığına işaret eden Şahin, “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre helicobacter pylori enfeksiyonu dünyada yüzde 50 oranında görülürken ülkemizde yaklaşık yüzde 70 ila 80 oranında insanlarda pozitif çıkıyor. Bu bakteri, pozitif çıkan hastaların yarısında ise mide ağrısı, şişkinlik, bulantı, kusma, gastrit, mide ve oniki parmak bağırsağı ülserine neden olmaktadır.” dedi.

Şahin, helicobacter pylorinin genellikle çocukluk çağında ağızdan tükürük ya da kalabalık ortamlar ile toplu taşımalardaki tutunma yerlerine el temasıyla bulaşabileceğini belirterek, bu mikrobun bulaştığı insanların yarısında midede gaz, şişkinlik, dolgunluk hissi, bulantı ve kusma gibi şikayetlerin görüldüğünü kaydetti.

“DAHA HIZLI SONUÇ VERİYOR”

erzurum-ataturk-universitesi-tip-fakultesi-arastirma-hastanesi-aa-1

Helicobacter pylorinin bulaşıcı olduğuna dikkati çeken Şahin, bakterinin tespit ve teşhisi için üfleme testi dışında çeşitli yöntemlerin bulunduğunu da anlatarak, şöyle devam etti:

“Üre üfleme, kan ya da gaita tahlilleri ile helicobacter pyloriyi tespit ediyoruz. Ancak bu testlerden üre nefes testi hem daha hızlı sonuç veriyor hem de hastaya konfor sağlıyor. Nefes testi için hastanın 6 saat öncesinden aç kalması, son 1 saat öncesi su veya sigara içmemesi ve son 1 hafta içinde de herhangi bir antibiyotik ile mide ilacı kullanmaması gerekiyor. Bu şartları yerine getiren hastalarımız geldiğinde ilk önce üfleme testi yapıyoruz. Daha sonra hastaya üre içeren ilaç içirip yarım saat beklettikten sonra ikinci kez hastaya test yapıyoruz. Üfleme testi ile 30 dakikada tespit edilen enfeksiyon antibiyotikle tedavi ediliyor.”

Şahin, ilaç tedavisi sonrası hastaya yaklaşık 2 ay sonra yeniden test yapıp midedeki bakterinin atılıp atılmadığını kontrol ettiklerini aktardı.

DSÖ’ye göre helicobacter pylorinin mide kanserine yol açan etmenlerden ve kanser oluşturucu ajanlardan biri olarak kabul edildiğini vurgulayan Şahin, mide şikayeti olanların söz konusu testi yaptırmalarını önerdi.

“10 YILDIR AĞRI VE YANMA ŞİKAYETİM VAR”

erzurum-ataturk-universitesi-tip-fakultesi-arastirma-hastanesi-aa-3

Kliniğe gelen 65 yaşındaki hastalardan Sebiha Koçak da uzun yıllar mide hastalığı çektiğini anlatarak, “Midemde 10 yıldır ağrı ve yanma şikayetim var. Buraya üfleme testi yaptırmaya geldim. Üfledim, inşallah şifa bulacağım.” dedi.

Hastalardan Bilal Teymur ise midesinde yanma, ekşime ve ağrı şikayeti olduğunu belirterek, “Yaklaşık 3 yıldır midemde sorun var. Doktorum nefes testi yaptırmaya gönderdi. Üfleyerek nefes testi yaptırdım.” diye konuştu.

AA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Sonbaharda sağlıklı beslenmenin 6 kuralı

Sonbahar bir sıcak bir soğuk havasıyla, dökülen yapraklarıyla hem doğa hem insan için bir geçiş mevsimi. İnsan vücudunun yazdan kışa geçerken hazırlandığı sonbahar aylarında yapılması gereken en önemli şey, hiç kuşkusuz öncelikle beslenme düzeninde değişikliğe gitmek olmalı. Ayrıca özellikle ani hava değişimleri ve kapalı ortamlarda daha fazla bulunulması nedeniyle sonbahar, gribin ve nezlenin de çok sık görüldüğü bir mevsim. İşte bu önemli faktörlerden dolayı sonbaharda yeterli ve dengeli beslenmek çok önemli. Hastalıklara yol açan virüslere karşı vücut direncimizi artırmanın basit ama etkili önlemlerinin başında ise balık ve meyve, sebze tüketim alışkanlığı geliyor. Acıbadem Göktürk Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Erhan vücut direncini artırmak için sonbaharda dikkat etmeniz gereken beslenme alışkanlıklarını anlattı, önemli önerilerde bulundu.

1. Tabağınızı 4 eşit parçaya bölün
Kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinizde tabağınızı hayali olarak 4 eşit parçaya bölün. Tabağınızda mutlaka et, tavuk, balık, hindi, yumurta gibi protein içeren bir bölüm, esmer ekmek veya bulgur gibi tahıl içeren bir bölüm (porsiyon kontrolü yapılarak), sebzeler ve süt, yoğurt, ayran üçlüsü gibi bir süt grubu bulunsun. Bu 4 grubun (protein, tahıl, sebze, süt grubu) her birine her öğünde yer verdiğiniz takdirde günlük beslenmenizde bir denge sağlamış ve gün içinde vücudunuzun ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini karşılamış olursunuz.

tavuk-salata-shutter

2. Farklı renklerde beslenin
Gün içinde farklı renkte sebze ve meyveler tüketmeye çalışın. Çünkü ne kadar çeşitli renk o kadar çeşitli besin öğesi, vitamin, mineral demek. Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Erhan salgın halinde yayılan hastalıklarla başa çıkmak için vücudunuzun sürekli bir savaş halinde olduğunu vurgulayarak, “Tükettiğiniz sebze, meyvelerle aldığınız antioksidan vitamin, mineraller bu savaşta kendiniz için yapabileceğiniz en büyük katkıdır. Ne kadar farklı vitamin, mineral alırsanız bağışıklığınız o kadar güçlenir ve hastalıklara karşı o kadar dirayetli olursunuz” diyor.

3. Kızartmalardan uzak durun
Kilo artışlarını önlenmek ve sağlıklı bir yaşam için sağlıklı pişirme tekniklerini kullanın. Vücut için fayda sağlamayan kızartmalar, fazladan yağ tüketmeye ve yanmış yağların vücuda alınıp kanserojen etki göstermesine sebebiyet verebiliyor. Kızartmalar yerine fırın, ızgara ve haşlama yöntemlerini tercih edin.

4. Bu besinlerle seratonin takviyesi alın
Kararan hava yüzünden kendinizi mutsuz hissediyorsanız muz, antep fıstığı, ceviz, fındık ve badem tüketin. Bunlar dolaylı olarak seratonin seviyenizi arttırıp mutlu hissetmenizi sağlayacak besinlerdir. Miktarına dikkat ederek ara öğünlerde tercih edebilirsiniz.

cerez-shutter

5. Bol bol su için
İnsan bedeni sürekli farklı tepkimelerin/reaksiyonların gerçekleştiği bir organizma ve her reaksiyon için en temel ihtiyaç ise su. Bedenimizin normal işleyişini devam ettirmek, sağlıklı olma halinin sonbaharda da devam etmesini sağlamak için gün içinde ortalama 2,5 – 3 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin. “Benim hiç su içme alışkanlığım yok” diyenlerdenseniz, acilen alışkanlık edinmek için bir yol bulmalısınız. İsterseniz bunun için çeşitli hatırlatıcı uygulamalar kullanın, isterseniz güzel bir su şişesi alın. Ne yaparsanız yapın, bu alışkanlığı mutlaka edinin.

6. C vitamini
C vitamini vücudun mikroplara karşı savaşında koruyucu etkisi olan antioksidanlardan biri. C vitamini tüketiminizi ne kadar arttırırsanız bu dönem yayılan salgınlardan korunma şansınız da bir o kadar artar. Turunçgiller, yeşilbiber, maydanoz, dereotu, roka, brokoli ve domates C vitamininden zenginler. Ancak dikkat! Bu kaynaklar uzun süre pişirilir veya piştikten sonra, yemeden önce uzun süre açıkta bekletilirse vitamin kaybı olacağı için yararı azalacaktır.

spor-shutter

SPORSUZ OLMAZ

Bedenimiz yağ, kas, kemik ve organlarımızın bir bütünüdür.  Kemik, doku ve organ sağlığı için kas dokusunun artması çok önemli. Bunun tek yolu ise fiziksel aktivite yapmak. Uzmanlar sağlıklı bir yaşam için haftada en az 3-4 kez, 45’er dakika, düzenli tempoda yürümenizi öneriyorlar. Eğer “havalar soğudu ben çıkıp her gün sokakta yürüyüş yapamam” diyorsanız kendinize yeni bir egzersiz planı oluşturabilirsiniz.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.